Aynı
anda farklı hisler uyandıran, dinlemek isteyene anlatacağı çok şey olan, bir acayip yerdir Kemeraltı Çarşısı ;
Baştançıkarıcıdır. '' Şu ara sokakta daha neler
var acaba'' diye daldığınız sayısız sokakta, çarşıya asıl gelme maksadınızı
çoktan aşmışken bulursunuz kendinizi. Mutlaka hayatınızda ilk defa gördüğünüz
birşey çıkar karşınıza, şaşırırsınız. Başka birşey, hayatınızdaki birini
çağrıştırır, muhtemelen ona da birşeyler alırsınız. İllaki tüketme, ama bir
yandan da üretme isteği uyanır içinizde. Kimi sokakta çokça hüzünlenir, hatta
sinirlenirken, berikinde çocuklaşır, her gördüğünüze -sanki hayatınızda ilk
defa görmüşsünüz gibi- heyecanlanırsınız. Sonunda kafanız mutlaka karışır,
bazen işin içinden çıkamazsınız. Sanki dünyadaki herşey burada toplanmış
gibidir. Acayiptir !
Dikkatli gözler, bizden üç jenerasyon öncesine kadar giden zamanlara tanıklık etmiş onlarca mirasın, mağrur bir tebessümle göz kırparak, yok oluşu, ama
aynı zamanda başka birşeye dönüşümü nasıl yaygara yapmadan anlattığını görebilirler . Yaşı hayli geçkin
seyyar şerbetçi, sorsanız mutlaka anlatır çarşıdan kimlerin gelip, kimlerin
geçtiğini. Girişindeki en az yüz yıllık mermer
kurnalarıyla, sokak arasındaki bir hamam, içlerinde hem sessiz sedasız
hala Kemeraltı'na tutunan el ustaları, ama aynı zamanda '' abla kot lazım mı ?
''diye bağırırken parmağıyla avlusunu işaret eden çığırtkanlarıyla yıllanmış
hanlar, pasajlar...
Havra
Sokağı bohem bir karnavalı çağrıştırırken, onu dik kesen ve sokağa
adını veren havraların bulunduğu 937 sokakta birdenbire içinizi buran bir tezatla
karşılaşırsınız; Hazin hikayelerini anlatacak mecalleri bile kalmamış gibi
görünen havralar yıkılmamak için birbirlerine yaslanırlar.
Artık yerinde olmayan ayakkabıcı Avram, balıkçı Yorgo, helvacı Mehmet, artık yerlerinde olmayan zanaatlar ve yerlerini bıraktıkları
modern(!) mağazalar, modern(!) zamanlar içinde, hala bir yerlerde yakalayabileceğiniz geçmiş zaman Kemeraltı'sı...
Çokça
his uyandırır; geçen zamandır Kemeraltı Çarşısı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder