22 Mayıs 2014 Perşembe

DİDAKTİK BİR GÜN



İyi okullarda okumuş olabilirsin, kalın kalın kitaplar devirmiş olabilirsin ama galiba, kendi yolunu bulma yolculuğunda, ihtiyaca esas oluşturacak bilgileri, hayatta tesadüf ettiğin basit olaylar verecek.

Dün öğleden sonra bahçeye inmek için kapıyı açtığımda, merdivenlerin hemen ardında, yani bulunduğum noktaya sadece birkaç metre mesafede yaklaşık bir buçuk metre uzunluğunda bir kara yılanla karşılaştım. Her şehirde büyümüş insan gibi, ben de ÇOK KORKTUM ! Tamam, domatesi ağaçta yetişen bir sebze sanmıyorum artık; ama ekolojik hayatı adamakıllı tanımaya başlayalı henüz birkaç yıl oldu. Daha önce doğada yılan görmüşlüğüm de vardı aslında. Hatta yılan korkumla yüzleşmede epey yol almamı sağlamıştı bu tecrübeler. Ama bu başkaydı, yılan bu kez kendi bahçemde, bana sadece birkaç metre mesafedeydi. Ve daha önemlisi onunla başbaşaydık ! 

Kısa bir paralize durum ardından nihayet kendimi eve atma cesareti bulmuştum. Mahallede hemen herkes, ömrü bağ bahçe işleriyle geçmiş, bilmem kaç kez yılanla münasebetleri olmuş insanlardı. Onlardan birini çağırabilirdim. Ama büyük ihtimalle yapacakları şey, hayvanı oracıkta öldürmek olacaktı, onun yerine Salih’i aradım, yılana zarar vermeden bahçeden göndermeyi birtek o benim kadar isteyecekti. Salih ne kadar süre sonra geldi hatırlamıyorum; ama benim için bir ömür kadar uzundu ve yapabildiğim tek şey, şuursuzca dizilmiş, birbirlerinden bağımsız kelimeler sarfetmekti.

Salih ise, bahçemizde bir yılan olmasına neredeyse memnundu, çok heyecanlanmış, onu görüntülemek için koşarak evden kamerayı almıştı. Bir yandan beni teskin etmeye çalışıyor ama sanki bir yandan da yılanın gitmesini hiç istemiyordu. Onu gördüğünde güzelliğiyle büyülenmiş gibiydi.  Benim endişeyle ard arda sıralanmış sözlerimi duymuyor, yüzünde çocuksu bir gülümsemeyle hayvanı kameraya çekiyordu. Neden sonra bana şöyle dedi : ‘’dur dur, hayvan çok korkmuş, biraz sakinleşsin.‘’ BİRAZ SAKİNLEŞSİN Mİ ??? Yılan? Yılan sakinleşsin yani ben değil?  ‘’Kış uykusundan yeni uyandığı için açtır, muhtemelen yanlışlıkla düştü bizim bahçeye ‘’ Bir süre sessizce onları izledim, farkında olmadan biraz sakinleşmiştim. ‘’Salih’inki gibi bir tepki de mümkünmüş demek’’ diye düşündüm. Oysa ben, hayat bundan sonra duracak filan gibi hissemiştim. İkisinin bu resmi, kafamdan aşağı kovalarca erdem, sükunet, birbirine saygı ve kabul etme meziyeti dökmüştü sanki.

Uzun süre, ona zarar vermeden bahçeden gitmesi için çaba harcadı Salih. Ama hayvan direndi, hiçbiryere kımıldamadı, aksine korkudan daha da derin deliklere sakladı kendini. Artık yılan için üzülmeye başlamıştım. O sırada komşularımızdan Ahmet Abi geçiyordu evin önünden, durumu anlattık. Hemen eve gidip, ne bileyim tüfeğini filan alıp hayvanı öldürmek isteyeceğini sanmıştım. Tam aksine ‘’ Hiçbirşey yapmaz, bırakın o kendiliğinden çıkıp gidecek zaten, bu ara olur buralarda yılan korkmayın.‘’ dedi. Gülümseyerek uzaklaştı. Salihle birbirimize baktık. Hata ettiğimizi fark ettik, uğraşmayı bıraktık. Evet, tedirgindim hatta dken üstündeydim, gece epey uzun süre uyuyamadım. Ama durum olarak, aslında onun, yolunu şaşırmış, muhtemelen açlıkla mücadele etmekte olan bir kediden farkı olmadığını kendi kendime tekrar ederek ve beni yıkayan meziyetleri üzerime örterek nihayet uyudum; hem de hiç yılanlı kabus görmeden...

Bu sabah baktığımızda, yılan hiçbir yerde yoktu, sessiz sedasız gitmişti. Kimseye zarar vermeden…

Sonuç : Yılanlardan hala korkuyorum. Ama bu olay benim için, bahçeme giren bir yılan macerasının ötesinde bir şey. Şunu sorduran birşey : Birşeyin ya da bir hadisenin ''kötü'' olduğuna kim karar veriyor ? Bir de şunu düşündüren : Kim ne derse desin, herkesin ve her şeyin barış içinde birlikte yaşaması aslında mümkündür.


Bu didaktik gün için Salih’e ve bahçemize yolu düşen yılana teşekkür ederim. 





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder